31 Mayıs 2015 Pazar

İğne Deliğinden Geçen Zaman ve Bir İranlı'nın Yeşil Kusmuğu.


"Yüzüm ışığa yandı. Solgun gibi bir halim vardı.
Nereden bakarsan bak, yarım kalmıştı sevişmek."

O zamana dek zamana gözümü bir iğne deliğine uydurup bakmamıştım hiç. Hangi odadaysam zaman oranın deliklerinden sızıyordu çünkü. Delik bırakmak istemediğimde içeri girmesin diye zaman, gövdemin delik deşik olduğunu gördüm. Anladım ki bir zaman, bir mekandan büyükmüş.
Bir iğne, dikiş dikmekten başka, zamana bakmaya yarar. İçinde siyahın ve mavinin tüm sızıntıları, içinde bir sevgili, içinde küçük bir ilk yardım çantası.
Bakış açısı denen şeyin en sınırlı/sınırsız olduğu yer, iğnenin deliğidir. O kadar küçüktür ki ve o kadar zor, gözü uydurup da bakmak ama hele bir bakabilirsen... Orası bulunduğun dünyadan başka bir dünyaya açılan kapı. Kapıdır. Evet, kapıdır.
Çocukluğumu bir mezar taşının dibine bıraktığım doğrudur. Ama çocuk olmayı hiç bırakmadım. İğne deliğinden geçen bütün bir arada olma hali bu. Budur. Evet, budur.
Bu bilgelik, bilgelik filan değil. Çünkü ilk kez gözümü iğne deliğine uydurup zamana bakıyorsam, ben yalnızca deneyim sahibiyim. Sahibiyimdir. Evet, sahibiyimdir.

"Zaman: eşyayı hiçe sayan derin dalgınlık"
  Baki Ayhan.

Bir de zamanla birlikte neye ve kime ama nerede olursa olsun direnemiyorsa organ ve organizma, her direnilemeyen şey zamandır.

Zaman: Ölü çiğneyici, kör ve topal kısrak.
Ben, Obsesifos.

Ama her zaman, direnilemeyen  yeşil bir şey değildir.

Bütün bunları bir bok olsun diye yazmadım. Ona göre.

Son not: İran'lı. (böylece başlık havada kalmamış oldu)

Ne diyordum.. Ona göre.