18 Temmuz 2017 Salı

Oh, Kongo'nun Tanrısı Yüce Kâhin, Öp Beni.


                           
                                                          Sevgili Obsesifos Sevgili;
       
Mektubuma kendimi sana akort ederek başlamak istiyorum:       
Sen bir çöreksin. Zeytinyağlı Saddam Hüseyin, Zekeriya Beyaz ve kurabiye. Damper. Latif Doğan. ve artık Nihat da Doğan. Kongo'nun tanrısı ve yüce kahini sevgili Obsesifos Bipolârus sevgili. Adının başında da sonunda da ünvan olmazsa uğursuzluk gelir ve götüne baykuş geğirir. Kepçe kulaklarına maymunlar kusar, odana ejderha girer. Zekeriya Beyaz sana selam söyledi. Daha doğrusu bunu bana söyledi. Cümleyi tam olarak aktaracak olursam -ki git bunu ona aktar demese de sana aktarmam için söylediğini " Obsesifos'a selam söyle" ifadesindeki "söyle" kısmından çıkardım- "Obsesifos'a selam söyle." Teknik olarak da - sen folklorik don giyen bütün Kongo'luların tanrısı olduğun için Obsesifos'un selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun Obsesifos. Zekeriya Beyaz, selamı sana bu şekilde ileteceğimi duyunca bana başka dinlerden arak yapma, başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin dedi. Sonra benimle öpüştü. Kıl oldum Obsesifos, kıl oldum.

            Obsesifos, bırak mutluluğun resmini çizmeyi, bana mutluluğun  senfonisini yazsan, böyle bemollü bemollü, karışık çeşitli nota işaretleriyle filan süslesen, ben neden mutlu olayım ki? Hayır yani Abidin mutluluğun resmini çizsin ya da çizmesin bundan banane? Hem Abidin'in bütün resim ödevlerini ablası yapmamış ki. (Abidin'in ablası seramik sanatçısı değil.) Bak Obsesifos, eline bir bıçak almalı, beni bölmeli, yarmalı ve içeriye yapıştırmalısın resmi. Ki bir işe yarasın. Ben sana termosifon diyor muyum? 
           Obsesifos, peki bana özgürlüğün hiç değilse minyatürünü yapabilir misin? İstemiyorsan yapma ama. Özgürlük istediği her şeyi yapabilmesi değil insanın. İstemediği hiçbir şeyi yapmayabilmesi. Yani bu ne demek biliyor musun? Bu biraz böyle şey gibi... Nasıl desem... Mesela karga. Evet karga. Bugün gördüm çünkü. Ve bugünlerde ne görüyorsam, yaşamaya çalışıyor. Hızla, hızlanarak, deneyerek ve yanılarak. Şanslıysa yanıldıktan sonra yeniden deneyerek. (O kadar da şanslı değilse ikinci denemesinden sonra tekrar yanılarak.) Deneyip Obsesifos deneyip, hiç yanılmadan sadece deneyip ve başaran bir Kore'li - dikkat ettiysen hangi Kore olduğunu söylemiyorum- farkındalık sahibi değildir. şimdi Obsesifos şimdi, asıl meseleye gelmek istiyorum. Farkındalık sahibi olmak iyi midir? 
           
           İyidir. Bitti bu konu. Bu kadar. Bir daha bu konuyu açarsan ağzına sıçarım Obsesifos. Şimdi diğer konuya geliyorum. Neden her insan gibi, kategorize edilirken "sempatik" ya da "antipatik" olarak adlandırılmıyorsun da, "empatik" olarak biliniyorsun?
             
            Aç kaldığında, susadığında, utandığında mesela, yaşadığın o iç burukluğu mu desem, acı mı desem... İşte onu başkası yaşadığında anında kendi yaşadığın bir aç kalma, susuz kalma ya da utanma hissiyle, ya da alakasız başka bir acıyla eşleştirip; o kişiye bu hissi yaşatan sensen kendine lanet, başkasıysa ona lanet ediyorsun. En çok korku. İlle de korku Obsesifos, insanlarda görmekten en nefret ettiğin - lafın gelişi yani nefret, nefret tutmuyorsun sen- şey korku. Ölmekten korkmak, yaşamaktan korkmak, terk edilmekten korkmak, aç kalmaktan korkmak, yine bir şeylerden korkuyor olmaktan korkmak... İlginç bir şekilde, korktuğun her şey başına geliyor Obsesifos. Empatik Hobsesifos. Bir dakika akort kaçtı.

            Uçan Ferhat Göçer. Demek ki göçen Ferhat uçar. Eğer bir gün, bir ferhat, göçtüyse ve sen onun ne şekilde göçtüğünü bilmiyor da araştırmalara giriyorsan, girme, ferhat, uçarak göçmüştür Obsesifos. Hah. Akort tamam. Yalnız kulaklarını büktür. Dingilin gevşemiş. Tek satır yazmadığın için akort kaçırıyorsun. Büktür git Obsesifos. Gitmeden de bana çay filan ver.

             Herkesin gittiğini görebiliyorum, hissedebiliyorum. Bazıları tek seferde ve acılı, bazıları yavaş yavaş ve acısız urfa. Ben Obsesifos ben, olayların akıbetini evvelce hep sonradan bile göremeyen ben, artık önceden görebiliyorum. Beni neyin beklediğini biliyorum. Kimin beklediğini demedim dikkat ettiysen çünkü beni bekleyen yok. Ben de kendimi nesnelere adadım. Maden suyu şişesiyle sohbet ediyorum. Doluysa daha şehvetli cevaplar veriyor. Eğer boşaldıysa ağzını yayarak.
             Bazı yükler, sırtımdan atmak istediğim, taşımak istemediğim yükler. Mesela Öncedengörü. Bu kelimeyi şimdi ben uydurdum. Zira anlatmaya çalıştığım şey "öngörü" değil. Zira ben öngörülü biri değilim. Öncedengörülüyüm ben. Umutsuzluk zannediyorlar. Artık anlatmıyorum bile. Ne soda şişesiyle, ne kırmızı sandalyeyle ne çekmeceli dolabımla muhattap olmuyorum. Büktürüp gitsinler. Gitmeden de çay versinler bana. Önceden göremediğim tek bir şey var artık. Gidiyor musun Obsesifos, yoksa bir süreliğine kendini uykuya mı aldın?

Cevabını Bekleyeceğim. Muck.
        
 Kongo'nun Muhteşem Generali ve
Avrasya Vaşaklarını Koruma Derneği Gurursal Başkanı,

           
       Carl Vaşak Dokuzyılsavaşları.