25 Nisan 2015 Cumartesi
Küçük Bir Oyun Oynayalım.
Hani olmasan. Hiç olmamış olsan değil. Önce belirip sonra kaybolmuş olsan mesela. Nefesin önce değmiş olsa tenime, sonra artık hiç değmeyecek olsa. Belirmek dedim ya, bir soldan bir sağdan. Sonra bir üstten, bir alttan. Sonra hepsi birden aynı anda. Öyle belirmek diyorum. Öyle delirmek. Takıntılarımı sevemedim hiç. Onlar benim kontrolümün dışında bir yerde gelişip durdular hep. Pardon. Durmadılar. Hiç durmadılar. Onlar durmadığı için ben durdum zaman zaman. Canımın korkusuna düştüğüm zamanlarda bile sonrası karanlıktı, aslında netti. Sonrası yoktu. Ama senin yokluğun, sonrası olan bir ateşli hastalık. Ateşin aşırı yükselip ömür boyu bir uzvu durdurması ya da sakat bırakması gibi ateşli ve tehlikeli. Mesela kalp. Seninle olan her şey de aksi gibi, hızlı ve öfkeli. Serinleme ihtiyacında kıvranıyor insan. Ben sana çok aşığım biliyor musun?
Şimdi sana bir rüya anlatacağım.
Aslında mutsuzlukla sarılmamıştım yastığıma uyurken ama yastığıma sarılmıştım yine de, anla işte. öyle bir rüya.
Rüyamda yengemlere gitmişiz. Yengemin kocaman memelerinden biri dışarıda, şaşırıyorum. Elinde dantel örgüsü ağzında sakız. Bu arada ne alakaysa dayımın kızı da orada. Neden ne alaka dedim? Çünkü benim dayımın kızı yok. A, nasıl yok, var bir tane. Ama görüşmüyoruz onlarla. Neyse yengem danteli bırakıp..
Bir dakika. Bu değildi rüya. Bunu da gördüm ama anlatacağım bu değildi. Bu rüyayı bir önceki gün gördümdü. Ama başlamışken anlatayım. Yengem danteli bırakıp sarkan memesini bluzunun içine soktu ve öbür memesini çıkartıp bana bir kase yoğurt uzattı.
Öhm.
Rüyamda kapısının biri tarafından zorlandığı metruk bir evdeyim. Ağzımdan kan geliyor. Arka odadan gelen seslerini duyuyorum. Yardım istiyorsun benden. Zamanım çok az hissi var. Kapı zorlanıyor. Kapı açıldığında beni neyin beklediğini, kendimi ve seni nasıl koruyacağımı bilmiyorum. Korkuyorum. Kısılmış bir sesle ağladığını duyuyorum. Bulunduğun odaya giden koridorun üzeri camla kaplı. Ağlayarak diyorsun ki karıncalar için kırdım o camları. Annem reçine gönderdi, yapıştırdım yere. Karıncalar gelmesin diye. Bu senin hatan mı değil mi bilemiyorum. İçimi bir korku daha kaplıyor. Vazgeçmek de mümkün ama yapamıyorum. Sürekli çenem kaşınıyor ağzımdan gelen kan yüzünden. Çenemi kaşıyorum sürekli, ağzımdan gelen kan yüzünden.
Geçtim o kırık camların üzerinden. Basıp geçtim. Ayaklarım yandı, tabanlarım, kesik yanığı. Kesiğin sebep olduğu yanık yüzünden terledi ayaklarım. Çığlık atıp bağırmaya çalıştım. Kan boğazıma doldu. Akan kanı hiç göremedim biliyor musun? Seni de beni de kimse kurtarmaya gelmedi. Ben seni koruyamadım.
Uyandığımda yoğurt istedi canım. Yengemin memesi aklıma gelince vazgeçt..
Hayır dur.
Uyandığımda çarşaf toparlanmıştı. Ağlamıştım. Ve tükürüğüm genzime kaçtığı için öksürüyordum. Kırık cam üzerinde sana gelmeye çalıştığım o an, hep aklımda çivili. seni kaybetmekten korkmak değil bu. Bu korku seni koruyamamak olmalı olsa olsa.
Bana çocukluğumu yaşatmaya çalıştılar. Tam becerebildiklerini sanmıyorum. Gerçek bir çocuğun gücünün yetmesi halinde yapacakları ve korkularıdır edip eylediğim. Ve kabuslarım. Var mı daha ötesi, kabuslarımı süslemendir en güzel aşk. Anlıyorum ki bilincimin üstü sana deli gibi aşıkken, bilincimin altı da zamanı seninle sarıp sarmalıyor.
bilincimin üstü gerçeğin altıdır.
bilincimin altı gerçeğin üstü.
ve sevgili, bu böyle diye senden madalya filan beklemiyorum.
Bilesin.
Şimdi Şaban'ın bir filmini izleyeceğim keyifle. ve sana çok aşığım. ve bunun için de senden madalya beklemiyorum sevgili.
Obsesifos B. Obsesifos B. Obsesifos B.